Yeni bir ülke; yeni umutlar ve yeni belirsizlikler demek. O belirsizliklere ilişkin karamsar bakış açımız kaygılarımızı beslerken, olumlu bakış açımızsa heyecanlarımızı büyütüyor. Heyecan ve kaygılarımız tahrevallinin iki ucunda bir aşağı, bir yukarı gidip gelirken uzaklaşsak biraz kendimizden, yukarıdan baksak neler düşündüğümüze ve bunların duygularımızı nasıl belirlediğine. O zaman bir şeyi fark ederdik. Evet bu düşünceleri biz belirliyoruz, biz bir düşünce değiliz, biz düşündüklerimizin toplamı da değiliz. Onlar bizim seçimlerimiz. Onları düşünmeyi seçerek duygularımızın oluşmasını sağlıyoruz. 

Düşüncelerimizin dengesi duygularımızı da dengede tutuyor. Ama bir taraf sürekli ağır basıyorsa, kaygılarımız ısrarla izin vermiyorsa heyacanımızın yeni umutları ve güzellikleri bize göstermesine, o zaman farkındalığımızın bizi dışardan gözlemleme zamanı gelmiş demektir. O kaygılı düşünceyi fark edelim. Bu kaygıyı oluşturan konuyla ilgili şu an alabileceğimiz bir önlem var mı? Varsa alalım, yoksa üzerini çizelim ve yerine olumlu bir düşünce seçelim. Çünkü yaşam olaylarını kontrol edemesek de bunlar karşısındaki duruşumuzun ve duygumuzun kontrolü her zaman bizdedir.

Karamsar düşünmeye eğilimli olduğumuz zamanlarda, günlerimizi, anılarımızı karartanın hangisi olduğunu anlamak zorlaşır. Yaşama dair güvensizliklerimizin sonucu olan kaygı ve karamsarlık dolu düşüncelerimiz mi ? Yoksa başımıza gelen olumsuz yaşam olayları mıdır bizi bu kadar zorlayan?

Sanırım ihtimal olarak başımıza gelebilecek ve gerçekten bizi çok zor durumda bırakacak yaşam olaylarının sıklığı yılda 3 veya 4’den fazla değildir. Ama bizim sadece 10dk’da bunlardan 3-4 tanesini ard arda düşünebilme potansiyelimiz oldukça yüksek.

Somut gerçekliğe dayanmayan bu olası korkulara kaygı diyoruz. Kaygıların hayatımızda olumlu bir işlevi de var. Bize olası olumsuz senaryoları hatırlatarak gerekli önlemleri almamızı, akılcı seçimler yapmamızı sağladığı oranda bu duygudan faydalanabiliriz. Ancak birde bizi zorlayan yanı var bu duygunun o da sıklığı ve bizim ona atfettiğimiz değer, önemseme derecemiz.

Kaygılarımız hayatımızı zorlaştıran bir hal aldığı zaman onu bastırmaya çalışır ve inkar edersek yok saydığımız oranda onu kendimize hatırlatırız. “Senden korkmuyorum, senden korkmuyorum.” dedikçe zihnimiz içinde tekrarlarla büyür kaygılar.

Her duyguya olduğu gibi kaygıya da şefkatle açmalıyız kapımızı, hakkını vermeli, akılcı önlemlerimizi almalıyız. Ve sonra da güvenmeliyiz kendimize, seçimlerimize ve hayata.

Kaygılarımızın en zorlayıcı yanı enerji kaynaklarımızı gelecekte tutması ve anı, şimdiyi yaşamayı zorlaştırmasıdır. Bugünümüzü yeniden alabilmek için şu yöntemi de deneyebiliriz. Bizde kaygı uyandıran durumla ilgili en kötü ve en iyi senaryoları yazalım. Bu ihtimallerin gerçekleşebilme ihtimalleri ne kadar? Gerçekleşirse en kötü ne olur? En iyi senaryoya ulaşabilmek için bugün atabileceğimiz adımlar nelerdir ? Hadi en küçüğünden başlayarak adımlayalım. Ve izleyelim iyiye doğru yürürken, düşüncelerimizde, duygularımızda, bedenimizde neler değişiyor, güzelleşiyor.

Aslı Dağdelen

Aile Danışmanı