Ülkemizde eğitim sisteminin yıllar içinde politikleştirilmesi ve muhafazakarlaştırılması sonucunda artık orta sınıf olarak tanımlayabileceğimiz toplumsal kesim de çocuklarına üst sınıflar gibi özel okullarda eğitim aldırmayı tercih etmektir. Ancak bu tercih; üst ekonomik sınıflardan farklı olarak bir istekten ziyade bir zorunluluk olarak ortaya çıkmakta, çocuklarına laik ve dünya standartlarına yakın bir eğitim aldırabilmek için artık ailelerin tüm kaynaklarını yıllar boyunca bu alana kanalize etmesi gerekmektedir.

Beyaz yakalı, genellikle aldıkları iyi eğitim sayesinde konforlu yaşam alanlarına ve daha entellektüel tüketim kalıplarına sahip bu kesimler için durum özellikle son yıllarda ülkede yaşanan politik dönüşümler ve ekonomik krizle beraber aileleri göçe iten etmenlerin başında gelmekte. 

Son yıllarda özellikle Amerika ve Avrupa’ya göç eden ailelerle konuşma fırsatınız olursa şu sözü sıkça duyarsınız. “Biz çocuklarımızın geleceği için, daha iyi bir eğitim alabilmeleri için geldik buraya.” bunu yapan insanlar az şey göze almamış, az şeyden vazgeçmemiş, az insanı bırakmamıştır arkalarında.

Bu aile fertlerinin bir çoğu dostlarını akrabalarını, anne babalarını ihtiyaç duyduklarında ziyaret edemeyecek,  bir daha mesleklerini yapamayacak, ya da kariyerlerine kaldıkları yerden devam edemeyecek, konforlu evlerde yaşayamayacaklar. Peki tüm bunlar çocuklar için mi? Kararımızı vermemizde belki en baskın etmen onlar olabilir ancak yetişkin olan seçim yapma şansı olan, hatta onların hayatlarıyla ilgili seçimi yapan biziz.

Peki bu seçimimizin onların psikolojileri üzerindeki olası olumsuz etkileri neler olabilir? Biz yetişkinler olarak kararlarımızın sonuçlarından olumsuz olarak etkilenmemeleri için çocuklarımızı nasıl korumalıyız? Evet kendimizden 🙂

Onlara yurt dışında yaşama seçimimizin onların geleceği ve eğitimi için olduğunu söylersek seçimlerimizin sonuçlarının da onlar nedeniyle, hatta süreç içinde yaşadığımız zorluklarında onlar yüzünden olduğu gibi bir düşünceye kapılabilirler. Bu düşünce “annem benim yüzümden annesini özlüyor, istediği gibi görüşemiyor.” “Babam benim yüzümden işsiz, ya da zor koşullarda çalışmak zorunda kalıyor.” gibi çıkarımlara sebep olabilir. Bu düşüncelerin çocuklarımızda yaratabileceği muhtemel duygular ise bir çocuğun baş etmek zorunda kalmasını istemeyeceğimiz; çünkü ona ait olmayan suçluluk duygusu, üzüntü, kaygı gibi duygular olabilir.

Öyleyse çocuklarımızla göç kararımızı nasıl paylaşabiliriz? 

Öncelikle bu kararı yetişkinler olarak bizim verdiğimizi bilmeliler. Onlarla paylaşmadan önce eşler olarak ya da ebeveyn olarak kararımızın olası olumlu ve olumsuz sonuçlarını listeleyerek işe başlayabiliriz. Çocuğumuzla paylaşırken ise her üç olumlu sonuca bir olumsuz sonuç gelecek şekilde listeleyip, yaşanma olasılığının az olduğu ya da çocuğunuzda kaygı uyandırabilecek olanları kendinize saklayarak, çocuğun yaşını da gözeterek kendisini bilgilendirebilirsiniz. 

Mesela 3-4 yaşlarındaki bir çocuk için üç olumlu bir “olumsuz” durumun ifade biçimi;

  • Gittiğimiz yerde çok büyük ve güzel parklar var, hafta sonları orda ailece vakit geçirebileceğiz.
  • Evimizin yakınında bir yüzme havuzu varmış, sende istersen orda sana yüzme öğretebilirim.
  • Okullarda oldukça eğlenceliymiş, fotoğraflarına bakalım ister misin?
  • Orda henüz bizim bilmediğimiz bir dili konuşuyorlar ama o dili öğrenmemize yardım edecek çok tatlı öğretmenler olacak. Biz seninle hep kendi dilimizde konuşmaya devam edeceğiz.

Aslında sizinde fark edeceğiniz gibi bizde kaygı uyandırabilen dil problemi gerçekte olumsuz bir yaşam deneyimi değil, geliştirici bir yaşam zorluğudur. Öncelikle işe kendi bakış açımızı dönüştürerek başlayacak olursak, dilimizle birlikte çocuğumuzun psikolojisinin de olması gerekene doğru dönüştüğünü gözlemleriz. Olması gereken, sağlıklı olan uyumdur. Uyum insanın ve doğanın milyonlarca yıldır varlığını devam ettirebilmesinin temel belirleyenidir.

Çocuklarımız yanımızdayken diğer insanlarla kaygılarımızı ya da kararlarımızı nasıl açıklayabiliriz?

Çoğu zaman, özellikle çocuklarımızın yaşları küçük olduğunda ya da o sırada başka şeylerle meşgul olduklarında bizi duymuyor ya da dinlemiyor oldukları yanılgısına kapılabiliyoruz. Oysaki onların her türlü algıları her an almaya hazır ve açık. Bir de 6 yaş ve öncesini düşünecek olursak mantık süzgecinden geçirmeden emmeye hazır demek daha doğru. Öyleyse nelere dikkat edelim? Özellikle kaygılıysak ve birisiyle yüz yüze veya telefonda konuşarak rahatlamaya ihtiyaç duyuyorsak çocuğumuzun evde olmadığı zamanları tercih etmeliyiz. İkinci bir opsiyon olarak mümkünse çocuğumuzu bir yetişkine emanet ederek dışarı çıkıp görüşmemizi yürüyüş yaparak gerçekleştirmek herkes için daha sağlıklı bir tercih olabilir. Gelen misafirlerimizle kaygılarımızı paylaşıyorsak dilimizi dönüştürmeye, bunu başaramıyorsak çocukların odada oynadıkları zaman dilimlerini tercih etmeye dikkat edebiliriz.

Bunu başaramazsak ve çocuğumuz yaşadığımız kaygıları duyar ve bizden açıklama isterse; bu açıklama için gerekli zamanı ona ayırmak çok önemlidir. Göz seviyesine inip, duyduklarını ona tekrar edip, bazı konularda kaygılandığımızı, bu kaygılarımızı yakınlarımızla paylaşmak istediğimizi ve paylaşmanın bu problemi çözmemizi kolaylaştırdığını, artık kendimizi daha iyi hissettiğimizi, kendisinin de bir konuda kaygılı olduğunda yaşadıklarını bize anlatmasının ona da iyi geleceğini anlatabiliriz.

Bazen çocuklar duygularını açıkça ifade etmeseler de biz beden dillerinde kaygı unsurları görebiliriz. Saçlarını parmağına dolamak, tırnak kemirmek, dudak ısırmak gibi davranışlar bize boşaltılması gereken gizli bir kaygının ipuçlarını verebilir.